dilma roussef

Parlak ekonomik performansları ve dinamik dış politikalarıyla dikkat çeken Brezilya ve Türkiye, ilişkilerinde vites yükseltiyor. Brezilya Devlet Başkanı Dilma Roussef, Türkiye’ye geliyor.

 

 

 

Yükselen ekonomiler arasında dikkat çeken performanslarıyla göz kamaştıran Brezilya ve Türkiye arasında son yıllarda güçlenen bağlar, 150 yılı aşan diplomatik ilişkilere sahip iki ülke arasında görülmemiş düzeyde ziyaretleri beraberinde getiriyor. Brezilya tarafından devlet başkanı seviyesinde ilk Türkiye ziyaretini Luiz Inácio Lula da Silva 2009’da gerçekleştirmişti. Başbakan Erdoğan’ın geçen sene 160 kişilik bir heyetle gerçekleştirdiği ziyaret, özellikle ekonomik ve ticari boyutlarıyla dikkat çekmişti. Şimdi ise Brezilya’nın ilk kadın devlet başkanı, ‘Demir Leydi’ sıfatlı Dilma Rousseff, Türkiye’ye geliyor. Roussef’in hafta içi başlayacak ziyaretinde, TUSKON tarafından organize edilecek iş forumundan yüksek düzeyli iş birlikleri ve ticari bağlantılar doğması bekleniyor.

Peki, iki ülke arasında son yıllarda yaşanan yakınlaşmanın sebepleri neler? Türkiye, Latin Amerika ülkelerini bir bütün olarak görüyor ve bu bütünlük içerisinde Brezilya’nın önemini iyi biliyor. Brezilya da Türkiye’yi AB, Ortadoğu ve Türk dünyası arasında köprü gibi algılıyor. Dolayısıyla Brezilya için Türkiye hem siyasi hem de iktisadi açıdan çok önemli ve geniş bir alanın kapısı durumunda. Gelecek açısından iki ülke birbirini “tamamlayıcı dost” olarak görüyor. Ülkeler arası benzerliklere sık sık dikkat çekilerek Türkiye-Brezilya ilişkilerinin numune teşkil edeceği vurgulanıyor. Geçmişe baktığımızda Osmanlı’nın Brezilya ile ilişkileri Londra Sefareti üzerinden sürdürdüğünü görüyoruz. Türkiye Cumhuriyeti’nin kuruluşundan hemen sonra 1927’de Brezilya ile dostluk anlaşması imzalanmış. Türkiye, 1929’da bölgedeki ilk diplomatik temsilciliğini Rio’da açmış. Şimdi Türkiye’nin Brezilya’da büyükelçiliği ve São Paulo’da başkonsolosluğu var. Brezilya’nın da Ankara büyükelçiliği ve İstanbul başkonsolosluğu mevcut. Türkiye bir adım daha atıp Rio’da da bir konsolosluk açacak.

Dışişleri Bakanı Ahmet Davutoğlu’nun dikkat çektiği gibi iki ülke arasındaki ilişkilerin numune teşkil edebilecek şekilde gelişmesinin birçok sebebi var. Kısaca söylemek gerekirse, iki dönemi Lula ile tamamlayan ve üçüncü dönemini de Dilma Rousseff ile devam ettiren İşçi Partisi hükümetine Brezilya’nın AK Parti’si deniyor. Her iki ülkede de üç dönemdir aynı iktidar var ve siyasi istikrar ilişkilerin gelişme seyrine yansıyor. Her iki iktidar da tabandan geliyor ve ikisinin de karşısında zenginler ve ülkenin elitleri var. Her ikisi de kendisini iktidara taşıyan sessiz çoğunluğu, gelir dağılımında adaleti sağlayarak memnun etmek mecburiyetinde. Aynı zamanda büyüyen ekonomilerin verdiği gücü uluslararası alanda iyi değerlendirerek dünya muvazenesinde daha iyi bir yere gelmek ve daha müessir olmak istiyorlar.

Devlet Başkanı Lula, iki dönemden fazla seçilmesine kanunlar müsaade etmediği için, AK Parti’nin içtüzüğü nedeniyle 2012’de yaşayacağı 3 dönem üst üste seçilmeme sınavını, geçen aralıktaki seçimlerde koltuğunu yardımcısı Dilma’ya bırakarak başarıyla atlatabildi. Zaten Lula hükümetinde ciddi ağırlığı olan Dilma Rousseff, kendi döneminde de aynı politikaları devam ettiriyor. Değişiklik birtakım sertlikleri tadil imkânı vererek Brezilya’ya esneklik kazandırmış oldu. Mesela, ABD-Brezilya ilişkilerinde önceki döneme göre bir iyileşme söz konusu. Hatta tıpkı Türkiye’nin birçok ülkeyle yaptığı gibi Brezilya-ABD arasında karşılıklı olarak vize uygulamasının kaldırılacağı konuşuluyor.

Başkan Dilma geçmişi itibariyle Başbakan Erdoğan ve Cumhurbaşkanı Abdullah Gül ile benzeşiyor. Hem akademik yanı var hem de pratik ve liderlik tarafı. Derin ve acı dolu siyasi mücadelelerin içinden geliyor. Kara gün görmüş birisi. Başbakan Erdoğan’ın 28 Şubat’ın hışmına uğraması gibi o da askerlerin hışmına uğramış. Askerî dikta tarafından tutuklanmış ve işkenceye maruz bırakılmış. Yılmadan yoluna devam etmiş. Kesinlikle kolay pes eden birisi değil. Görevinde 9 ayını doldurdu ve kabinesindeki bakanlarla ilgili arka arkaya ortaya çıkartılan yolsuzluk dosyaları karşısında, ortaya koyduğu hızlı ve net tavırlarla potansiyelini göstermiş oldu. Akademik alana da ilgisi bulunan Dilma’nın hayatında siyaset her zaman bir adım önde olmuş. Siyasete ilgisi, doktorasını tamamlama fırsatı vermemiş. O şimdi, 2013 yılına kadar dünyanın altıncı ekonomik gücü olacağı ve İngiltere’yi geçeceği tahmin edilen Brezilya’nın başında. Ülkesini küresel siyasi güç olarak etkin kılabilmek için dış ziyaretlere de büyük önem veriyor.

 

Dış politikada ortak yaklaşım

Brezilya ile 150 sene önce başlayan siyasi ilişkiler, Cumhurbaşkanı Gül’ün Dışişleri Bakanlığı döneminde Brezilyalı mevkidaşı Celso Amorim’i Türkiye’ye davetiyle hızlandı. 18-20 Mart 2004’te ikili ve bölgesel konular hakkında yapılan görüşmeler meyvesini vermeye başladı ve dışişleri bakanları seviyesinde gelişen münasebetler, Gül’ün cumhurbaşkanı olmasından sonra Brezilya Başkanı Lula’yı davet etmesiyle devlet başkanları seviyesine yükselmiş oldu. Gül, Lula’nın Mayıs 2009’da gerçekleşen ziyaretini tarihî bir dönüm noktası olarak gördüğünü ifade etmişti. Ziyaretler açısından bakılacak olursa, 150 yıllık siyasi geçmişine rağmen Lula, Türkiye’yi ziyaret eden ilk Brezilya başkanı olmuştu. Aynı şekilde Türkiye’den Brezilya’ya en üst seviyedeki ilk ziyaret de Erdoğan tarafından Mayıs 2010’da gerçekleştirildi.

Lula’nın Türkiye ziyareti bir cümlede özetlenecek olursa “Ağırlığı gittikçe artan iki barşçı gücün yakınlaşmasıydı.” Nitekim İran’ın nükleer programı konusunda Türkiye ve Brezilya ortak tavır belirledi. Erdoğan’ın “Elinde nükleer güç bulunduran ülkelerin, İran’ın elinde nükleer güç olmasına” itirazını çelişki olarak görmesi Lula tarafından da kabul görmüş, Lula, Erdoğan’ın sözlerine “İran’a uluslararası alanda güvensizlik olduğunu ama İran’ın sözünü tutacağına inandığını, bekleyip görmek gerektiğini” ilave etmekle yetinmişti. Hatta taraftarlarının kendisine “Çok iyi bir prestij elde ettiniz. İran konusunda bir yanlışlık olursa kazandığınız bütün prestiji kaybedersiniz.” uyarısına, “Prestij benim umurumda bile değil” demişti.

Celso Amorim ile Abdullah Gül arasındaki ilişkiler Ahmet Davutoğlu zamanında da devam etmiş, Davutoğlu, Nisan 2010’da Latin Amerika ülkelerindeki büyükelçileri Brezilya’da toplayarak onlarla kıta hakkında beyin fırtınası gerçekleştirmişti.

Brezilya ve Türkiye, Filistin’in bağımsızlığı konusunda da aynı yaklaşımı paylaşıyor. Birleşmiş Milletler’in (BM) 66 yıllık tarihinde  Genel Kurul açılış konuşmasını yapan ilk kadın devlet başkanı olan Dilma, Filistin’e artık BM’de tam üye olarak temsil edilme hakkının verilmesi çağrısında bulundu.

İki ülke arasındaki ticaret hacmi ise mevcut hâliyle Brezilya’nın lehine fazla veriyor. Brezilya Petrobras ve Embraer firmalarıyla Türkiye’nin ilgisini çekmiş durumda. Petrobras, Karadeniz’de petrol arıyor. Dünyanın 3. büyük uçak üreticisi Embraer ise kendi uçağını yapmak isteyen Türk havacılık sanayisi ile ortak üretim konusunda çalışmaya başladı.

Özellikle şeker ve etanol alanında liderliği elinde bulunduran Brezilya ile Türkiye arasındaki ekonomik ilişkilerin hacmi için ulaşılmak istenen hedef şimdilik 5 milyar dolar. 2008’de 2 milyar dolar olarak gerçekleşen yıllık dış ticaret hacmi, 2009’da 1,5 milyar dolara düştü. 2011’in ilk 6 ayında 1,5 milyar dolarlık hacme ulaşılmış olması, ilişkilerin ekonomik alanda da semeresini vereceğini gösteriyor. Genel olarak bakıldığı zaman son üç yılda Brezilya’dan ithalatımız azalırken, ihracatımızda artış gözleniyor.

Başkan Dilma Rousseff’in Türkiye ziyaretinin önemli bir kısmını TUSKON tarafından organize edilen iş forumu oluşturacak. Roussef’in beraberinde getireceği çok sayıda iş adamının bu forumdan beklentileri yüksek. Son dönemde gözle görülür bir ivme kazanan Türkiye’den Brezilya’ya iş ziyaretleri, ihracat rakamlarına yansımış durumda ve bunda TUSKON’un payı büyük. Türkiye’nin Dilma ziyaretine vereceği karşılıkla bu trafik daha da hızlanabilir ve Latin Amerika’nın diğer ekonomilerine de sıçrayabilir.

 

2011-10-03

HAMDULLAH ÖZTÜRK - Sao Paulo

Kaynak: www.aksiyon.com.tr